Jübileyi Yaptık Geldik ^_^

9 ay önce bir yazmışım hamileyim diye gidiş o gidiş. Yaşıyorum yaşıyorum merak etmeyin :p Hamilelik blog kategorim tekrar aktif filan dedim ama sadece lafta kaldı tabi işten güçten. Blog’un yüzüne bakamadım hiç aklımda sürekli beliren metinler olsa bile laptopumun başına oturup da bloglamak lüksüne erişemedim onca zaman. Halbuki her gün belki 3-4 bloglama konusu çıktı bana, istisnasız her gün de çıkıyor. 7/24 Annelik ve ev hanımlığı moduna gireli yazmak lüksleşti. NEYSE lafı uzatmayayım SADEDE GELEYİM 🙂 Sadedin adı: Elif (en küçük aşkım)

9 aylık (özellikle son 3 ayı sıkıntılı geçen) bir hamileliğin sonunda kucağıma aldığım süt kokulu bebeğim. 9 Aralıkta kucağıma aldım evimizin en küçük bireyini. Sarıyer Hamidiye Etfal hastanesinde yaptığım doğumu. (Hastane ve kadın doğum hizmeti hakkındaki yorumlarımı daha sonra ekleyeceğim) Genel olarak sıkıntısız ve sorunsuz bir süreçti. Şuan 4 haftalığa yaklaşan minicik bir bebeğim var kısaca 🙂 Ve artık ben 3 kız çocuğu annesiyim (hayalim gerçekleşti)

Hamilelik başlarda öyle iyi geçti ki sağa sola yazasım çizesim gelmedi biraz da. Nazardan çok korkarım çünkü. Öyle iyi geçti ki hafif mide bulantısı dışında ilk 5 ay ne uyku halim ne de bulantı kusma türü hamilelik sıkıntıları yaşadım. Ama 6.aydan sonra diğer iki kızımdakinden de fazla kalp çarpıntısı ve yorgunluk hissetmeye başladım (sanırım ilerleyen yaştan da kaynaklı bu bilemiyorum..) birde bu seferki bebek aşırı acıtarak tekmeledi sanki. Geceleri yatarken bilhassa.. Yani öyle ki uyurken uyandıracak derecede acıtıyordu hareket ederken. Diğerleri hiç bu kadar acıtarak vurmuyor/dönmüyordu. Reflü türü mide yanması özellikle son ay ve özellikle geceleri beni mahvetti. Biraz reflü, biraz da iştahsızlık nedeniyle iyi beslenemedim. Kan değerlerim ve D vitaminim düştü. Kansızlıktan olsa gerek baş dönmelerim ve halsizliklerim özellikle son iki ay beni çok zorladı. Bel ağrısı ve boyun ağrılarım arttı. Halbuki kilo da fazla almadım ama, önceden var olan ağrıyan kısımlar hamilelikte iyice belirdi diyebilirim. Bunların dışında yine diğer iki kızımda olmayan kasık ağrılarım çok oldu. Öyle çok oldu ki erken doğum olacak sandım o sancılar girince. Yürürken sanki kasık kemiğim üstünde bir fil oturuyormuş gibi baskı oluyordu ayrıca. Yürürken ağır ağır yürüyebiliyordum.

Doğumun hemen ertesi günü bunların hepsi bıçakla kesmiş gibi geçti şuan hamdolsun (nazar değmesin) çok hafifledim. omuz ve bel ağrım eskisinden biraz daha artmış durumda sadece onun dışında bir sıkıntım kalmadı. özellikle nefes nefese kalma, reflü, baş dönmesi, halsizlik ve çarpıntımın bitmesi beni aşırı derecede sevindiriyor. Çok şükür bin şükür.

Şimdilik bu kadar, çiçekleri odama gönderebilirsiniz 🙂 Sevgiler, hala beni takip eden kaldıysa..

Sarıyer Hamidiye Etfal Hastanesi Yorumlarım

Çocuklar ve kendim için genellikle evimize en yakın hastanelerden biri olan Şişli Etfal’i kullanan ben, birçok bölümünün Çayırbaşı’na taşınması sebebiyle Sarıyer Etfal hastanesini de deneyimledim minik kızım vesilesiyle. İnternette aşırı kötü yorumları okuyunca bu hastane hakkında çok büyük haksızlık yapıldığını düşündüm ve kısacık da olsa yorumlarımı eklemek ihtiyacı hissettim.

Küçük kızım Ocak ayında ileri derecede zatüre oldu ve acile götürdük. Şurup ve diğer ilaçlar işe yaramayınca bahsi geçen hastanenin çocuk enfeksiyon bölümüne servis katına alındı ve bir hafta burada misafir edildik.

kızımın yatağı ve açınca yatak olan deri koltuğum 🙂

Hastane odası iki kişilikti ve otel konforunda idi. Temizliği her gün 2-3 kez yapılıyordu, her istediğimizde temiz çarşaf/nevresim temin edilebiliyordu ve mini buzdolabı, televizyon, kendimize ait giysi dolapları, çekmeceler, komidinler bulunuyordu. Sıcak suyumuz ve duşumuz da vardı. Kendimi Aydın’da kaldığımız Anemon otelde zannettim bir ara ama hastanenin odası o o tel odasının iki katıydı ondan da büyüktü 🙂 Bence özel hastaneden farkı yok oda olarak.. Sabah kahvaltısı, ara öğün, öğle yemeği, ara öğün ve akşam yemeği gibi ücretsiz yiyecek ikramları da benim gibi çok yemeyen birini memnun edecek seviyedeydi. (Hatta yemeklerin yarısını yiyemedim o kadar az yiyorum ki artık :p) Hasta ve refakatçiye ayrı ayrı veriliyor yemek ve diğer ikramlar. Bu arada çocuk enfeksiyon servisinde sadece bayan refakatçi alınmakta (öncelikle anne) akşam 7-8 arası ziyaretçi girebiliyor ve ziyaretçi olarak çocuk alınmıyor. Kalabalık bir ziyaretçi grubuna da izin yok sadece baba ziyarette bulunulabiliyor, başka ziyaretçi kabul edilmiyor..

bol bol yatağımızda yatıp trt çocuk izledik, mini buzdolabımızdaki yiyeceklerimizi atıştırdık 🙂
3 kapılı giysi dolabımız

Gelelim doktor, hemşire ve gerekli ilgiye. Eğitim araştırma hastanesi olduğu için sık sık stajyer ve yeni mezun görüyorsunuz. Bu da bazı konularda deneyimsizlik demek. Ancak damar yolu açma harici hiçbir acemilik göremedim ben bu arkadaşların hizmetinde. Gayet başarılı bir Çocuk acil-kırmızı alan, sarı alan bölümleri ile çocuk enfeksiyon bölümü servisi gördüm ben. Güler yüzlü, ilgili ve ihtiyaç olunca yardımcı olan kişilerdi. Neticede bir haftada kızımı iyileştirdiler ve taburcu ettiler. Memnun kalmadığım hiçbir şey yok. Sarıyer Hamidiye Etfal eğitim ve araştırma hastanesi bence gayet güzel olmuş.

Şikayet artı şükür postu (tipik Türk annesi sendromları)

Bugünkü konumuz hayatımın aşkı iki küçük kızım. Hali hazırda evde bir iş yaparken yakamdan düşmeyen minişlerim yüzünden tipik Türk annesi sendromları yaşıyorum. Çocuklara sinir krizi geçirip terlik fırlatmakla, onları içime sokarcasına sarılarak sevmek gibi binlerce farklı duygu yüklü tipik Türk annelerindenim ben de. İnstagram ve facebook gibi tribünlere oynanan alanlardaki mükemmel anne sendromu yaşadığına inandığım birçok “mükemmel” anneye buradan seslenmek istiyorum ki: Ne yani? Siz hiç çocuklarınıza kızmıyor mu, onlara bağırmıyor musunuz? ya da onlara sürekli o bahsettiğiniz katı kuralları mı uyguluyorsunuz Avrupalı soğuk ve ruhsuz anneler gibi? Amerikalılar ne der bilirsiniz.. COME ON PLEASE!!!! gerçekten çocuğuna bağırmadan, kızmadan sevgiyle saygıyla belirli bir disiplin altında onu eğitebilen çelikten sinirlere sahip kişilere değil lafım. böyle güzel annelere/babalara hayranım. ancak her insanın fıtratı ayrıdır. Allah herkesi farklı yaratmış. kiminin önünde adam kessen kılı kıpırdamaz o derece soğuk kanlıdır. şimdi böyle insan bağırmayabilir, kızmayadabilir. ya da çoook hoşgörülü ve sevecen, sinirleri alınmış kuzu eti yumuşaklığında biridir.. ya da hiçbir derdi, tasası yoktur. dünya hayatının zorlu sınavlarında ona yardım eden birkaç “yardımcısı” vardır. hizmetçi gibi, gündelikçi gibi, aşçı gibi veya annesi, kocası gibi DEV destekçileri vardır onu kimseye ezdirmeyen, hakkını yedirtmeyen, maddi olarak beklentisi olmayan, saygılı davranan, sevdiğini gösteren ve onu gerçekten sevdiğini hissettiren.. Şimdi böyle insanı ben döverim zaten çocuğuna bağırırsa.. hey adamım senin problemin ne derim o kadına.. zira insanın kafası rahatsa, günlük işlerde yaptıkları küçümsenmez arada birde sevildiği hissettirilir ve ona yaptıkları için ara sıra da olsa teşekkür edilirse zaten o kadının derdi nedir ki yani başka? şımarıktır o kadın sadece.. hele ev işlerinde hizmetçisi olanlara, gündelikçi alanlara, çocuklarının evinin ve kendisinin her tür maddi ihtiyacını kocasından temin edenlere vs hiç değinmiyorum bile. onlar zaten bütün gün çocuğuyla oynamalı, çocuğunu eğitmeli. yani benim tüm gün vaktim boş olsa çocuklarımla daha çok oynar, daha çok etkinlik yaparım misal..

Çocukların hep peşimde olması bazen elbette ki hoşuma gidiyor ancak kızımın sırf yanımda olmak adına yaptığı WC’de zırt pırt kapıyı tıklatıp “anneeee anneeeeeeaaaaaa çişim geldi çııııkkkk” diye ağlaması ve benim: “kızım senin çişin de hep ben tuvalete girince mi geliyor” şeklindeki sert çıkışım, fıtık çıkartma kabiliyetine sahip yegane repliklerimiz arasında. Laptop’ımı açıp blog’uma bir iki satır yazmaya kalktığımda ise durum daha da dramatik bir görünüm almakta. Zira yine büyük kızım “annneeee bugün seninle yine etkinlik yapalım mııı” ya da “anneeee parka gidelim miiiii” diye aklında hiç olmayan ancak ben bir iş yapmaya koyulduğum için parlak fikirler zuhur eden bir beyine sahip.

Hep büyük kızdan bahsettim. Benim küçük kız da az değil. Eteğime yapışıp, göbeğimin üstüne oturup gün boyu anneyle yapışık ikizler gibi gezebilecek kadar yumoştur kendisi. Evde salonumuz üçlü bir koltuk artı koca bir su varili yardımı ile ikiye bölünmüş durumda. Evin sağ tarafı onların oyun alanı (nam-ı diğer yuvaları) diğer tarafıysa baba ve annenin yaşam alanı oldu bu bölünme sonrası. Çok önceleri bir oyun parkımız vardı (pilsan angel oyun parkı) ancak o çok küçük olduğu için çocuklar içinde rahatça oynayamıyordu tabi o tür oyun parkları bebekler için malum. Biz de böyle bir sınır çizdik salonda ve mutfakta, banyoda vs.de işim olduğunda bu çözüm cidden çok işe yarıyor. Babamızın aklı sağolsun. bu icadı için yılın icadı ödülü verilse yeridir son tahlilde. Tabi bu şekildeki bir ev dekorasyonu pek sarmadı bizi ancak ne yapalım canımız sağolsun, mühim olan hayatımızın kolaylaşması..

Kısacası; öyle de olsa böyle de olsa.. yavrularım varken ben gerçek benim.. onlarsız bir hayat çok tatsız olurdu..