Survivor Türkiye

Yarışmanın adı: “Survivor Türkiye” yerine “çıplaklar kampı” daha uygun olurdu. Bu iğrenç yarışmayı oturup karı koca (hatta çocuklarıyla birlikte!!) izleyenler var ya, pess diyorum bu millete, pess! Bu kadar bilinçsiz, bu kadar cahil bir toplum olamaz..Lafa gelince de çocuk gelişimiymiş, yok tuvalet eğitimiymiş, yok kavanozdan mama mı yedirilirmiş? Ramazanda minicik şortla, dekolteyle oruç tutulması kadar komik bence! Sen önce otur da çocuğuna dinini öğret, ahlakı, haramı helali, edebi öğret, ondan sonra ahkam kes!

Mehmet Akif Ersoy

Mehmet Akif Ersoy

Mehmet Akif Avrupa insanı (yani gayrimüslimler demek istemiş) ama bizim müslüman (…) toplum da farksız artık onlardan.. Erkekler çıplak kadınlar çıplak, “güya” eğleniyorlar, çaktırmadan bıngıl bıngıl etlerine dokunuyorlar “kanka” bahanesiyle. Peki abi siz odun musunuz hiç bu kadar çıplakken, göz gözeyken ve en kötüsü birbirine dokunurken insan cinsel istek duymaz mı? Bal gibi duyar ve (aptal kesimden) Türk’ler sayesinde zengin olan Acun, bu rezaleti izleyenler oldukça da milyonların gözü önünde marifet gibi bu ahlaksız yarışma bozuntusu programlarını yayınlar.

Valla istedikleri kadar ilerici ve aydın olsunlar ben böyle ilerici, çağdaş (!) olacağıma, şahsıma gerici denmesini yeğliyorum!!

Bir ülkede size “gerici, çağdışı, eski kafalı” deniyorsa, emin olun ki; doğru yoldasınız..

istiklal marşı besteleri

İstiklal Marşı bestelerini dinledim. Çok güldüm. Tiksinç buldum. Kendimden nefret ettim. Sonra İstiklal marşı bestelerini beğenmediğim için vatan haini olur muyum diye kendime sordum: “ı ıh salak mısın be olmazsın tabiki” cevabını aldım. Ya hu marşımız resmen şebeleğe döndürülmüş bu ne yaa!

Ümraniye Belediyesi’nce, İstiklal Marşı’nın kabulünün 90. yılı dolayısıyla “2011 Mehmet Akif Ersoy Yılı” onuruna düzenlenen “Ünlülerin Sesinden İstiklal Marşının 11 Farklı Bestesi” adlı program, TİM Maslak Gösteri Merkezi’nde yapıldı. Gecede, İstiklal Marşının Anadolu’nun farklı yörelerinde çalınmış 11 bestesinden oluşan eserleri Fatih Erkoç, Kubat, Zara, Mustafa Ceceli ve Zuhal Olcay seslendirdi. Sanatçılara 55 kişilik Boğaziçi Senfoni Orkestrası eşlik etti. Sanatçılar tarafından seslendirilen 1921 yılına ait besteler özel bir arşivden alındı.

Bana göre yapılmış bu İstiklal Marşı besteleri Türkiye’ye de Türk’lere de uygun değil. Merhum Mehmet Akif’in yoğun vatanseverlik duygularıyla yazdığı istiklal marşının senfoni orkestrasıyla çalınan ve şarkıymışçasına “şakınan” besteleri, ne Türk’lük ne de Türkiye ile bağdaşmaz “görüşündeyim”. İstiklal Marşı’nın şiir olarak okunması daha anlamlı ve güzel. Mehmet Akif Ersoy’un kemiklerini sızlatmayın bu şarkı türkü havalarıyla.

Ne Destanlar Yazdı Bu Millet

canakkale-zaferi-18-mart-1915
Yıl 18 Mart 1915..
Yer Çanakkale..
Göğsü iman ve inanç dolu yüzbinler meydanda vatan ve millet uğruna düşmanla çarpışıyor..
Ve biz, onlar sayesinde huzurla yaşıyoruz ülkemizde…
Ey şehit/gazi olan yüzbinler ruhunuz/ruhaniyetiniz huzurla dolsun!
Bu gurur duyulası güzel günde sizlere yürek dolusu sevgi ve saygılar!

Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?canakkale-zaferi-sehitleri-askerleri
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.
Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif ERSOY